BENİ, OLDUĞUN GİBİ SEV !
Hani vardır ya her yerde, hissetmek istersin onun varlığını.Hani hep yanı başınızdaymış sanırsınız, ismini söylersiniz dalgınlıkla, her an berabersinizdir. Yanında olduğunu unutuverirsin bir andan sonra, sonra üzüldüğünde o sımsıcacık kollarını açar sana, sarılır ağlarsın omzunda doya doya... Senin sorununu kendi sorunu gibi benimser, bir kolun bir bacağın olur adeta ayrılmak istesen de koparıp atamazsın Bir türlü sevindiğinde ise senden fazla mutluluk duyar. O senin için farklıdır bütün insanlardan, tabii sen de onun için. Aranızdaki sevginin bitmesine izin vermezsiniz, kimse bozamaz aranızı, kimse araya girmeye dahi cesaret edemez .Ne zaman yardıma ne zaman insana ne zaman dosta ihtiyacınız olsa hep yanınızda bulursunuz, kendini adeta sizin için ayarlamıştır.Beraber gülüp beraber ağlarsınız , daima olumlu özellikler verirsiniz birbirinize. O sana gülmeyi öğretir sen ona kahkaha atmayı,O sana emeklemeyi öğretir sen ona yürümeyi, O sana okumayı öğretir sen ona yazmayı ve bu böyle sürüp gider....
İşte bunun adına
DOST derler... Hintli bir yaşlı usta, çırağının sürekli her şeyden şikayet etmesinden bıkmıştı. Bir gün çırağını tuz almaya gönderdi. Hayatındaki her şeyden mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu, bir bardak suya atıp içmesini söyledi. Çırak, yaşlı adamın söylediğini yaptı ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başladı. "Tadı nasıl?" diye soran yaşlı adama öfkeyle "acı" diye cevap verdi. Usta kıkırdayarak çırağını kolundan tuttu ve dışarı çıkardı. Sessizce az ilerdeki gölün kıyısına götürdü ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp, gölden su içmesini söyledi. Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken ayni soruyu sordu: "Tadı nasıl?" "Ferahlatıcı" diye cevap verdi genç çırak. "Tuzun tadını aldın mi?" diye sordu yaşlı adam, "hayır" diye cevapladı çırağı. Bunun üzerine yaşlı adam, suyun yanına diz çökmüş olan çırağının yanına oturdu ve şöyle dedi: "Yaşamdaki ızdırablar tuz gibidir, ne azdır, ne de çok. ızdırabın miktarı hep aynidir. Ancak bu ızdırabın acılığı, neyin içine konulduğuna bağlıdır. ızdırabın olduğunda yapman gereken tek şey, ızdırap veren şeyle ilgili hislerini genişletmektir. Onun için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış... 1871 yılında doğan "Tatanga Mani" ya da Yürüyen Boğa adlı, yaşamı boyunca doğayı anlamaya çalışan Stoney kızılderilisi, yaşlılığında Kanada hükümeti tarafından Kızılderili halkının temsilcisi olarak bir dünya turuna çıkarılır. 87 yaşında, Londra'da yaptığı bir konuşmada, Kızılderililerin Yüce Ruh'la ve onun yarattığı doğa ile olan ilişkisini şu şekilde dile getirir: "Biliyorsunuz, dağlar her zaman taş binalardan daha güzeldir. Şehirde yaşamak, yapay bir varoluştur. Orada birçok insan, ayaklarının altında gerçek toprağı hiç hissedemiyor, saksıdakiler dışında bitkilerin büyüyüşünü göremiyor ya da caddelerin ışıklarından geceleyin yıldızlarla süslenen büyüleyici gökyüzünü görebilecek kadar uzaklaşamıyor. İnsanlar Yüce Ruh'un yarattığı sahnelerden uzakta yaşadığında, onun kanunlarını da kolayca unutuyorlar. Biz her şeyin yaratıcısı ve yöneticisi olan Yüce Ruh'la iyi geçiniyorduk. Siz beyazlar bizim vahşi olduğumuzu sandınız. Bizim dostlarımızı anlamadınız, anlamaya çalışmadınız. Biz güneşe, aya ya da rüzgara övgüler düzerken, siz bizim putlara taptığımızı söylediniz. Hiç anlamadan, yalnızca bizim tapınma şeklimiz sizinkinden farklı diye, bizi kayıp ruhlar olarak nitelediniz. Biz Yüce Ruh'un eserlerini her şeyde görürdük, güneşte, ayda, ağaçlarda, rüzgârda ve dağlarda. Bazen bunlar aracılığıyla ona yaklaşırdık. Bu çok mu kötüydü? Bence biz Yüce Varlığa, bize putperest diyen beyazların çoğundan daha güçlü bir imanla, gerçek bir inançla bağlıyız. Doğaya ve doğanın yöneticisine yakın yaşayan Kızılderililer karanlıkta değildir. Ağaçların konuştuğunu bilir miydiniz? Evet, konuşurlar. Birbirleriyle konuşurlar, kulak verirseniz sizinle de konuşacaklardır. Asıl sorun, beyazların dinlememesidir. Kızılderilileri dinlemeyi hiç bir zaman öğrenemediler, bu yüzden doğadaki başka sesleri dinleyeceklerini de hiç sanmıyorum. Oysa ben ağaçlardan çok şey öğrendim, bazen hava, bazen hayvanlar, bazen de Yüce ruh hakkında." Sally, küçük kardeşi George hakkında anne ve babasının konuşmalarını duyduğu zaman yalnızca sekiz yaşındaydı. Kardeşi çok hastaydı ve onu kurtarabilmek için ellerinden gelen her şeyi yapmışlardı, Georgi'nin yalnızca çok pahalıya mal olacak bir ameliyatla kurtulma şansı vardı fakat bunun için yeterli paraları yoktu. Babasının, umutsuz bir biçimde annesine şöyle fısıldadığını duymuştu Sally: "Yalnızca bir mucize onu kurtarabilir." Bu sözleri duyar duymaz, usulca kendi odasına yürüdü Sally. Domuz biçimindeki kumbarasını gizlediği yerden çıkartarak içindeki paraları yavaşça yere dökerek saymaya başladı. Yanılgıya düşmemek için tam üç kez saydı kumbaradan çıkardığı bozuk paraları. Sonra hepsini cebine koyarak aceleyle evden çıkıp, köşedeki eczaneye gitti. Eczacının dikkatini çekebilmek için büyük bir sabırla bekledi. Eczacı çok yoğundu ve bir adama ilaçlarını nasıl kullanacağını anlatıyordu. Bu yoğun çalışmanın arasında sekiz yaşındaki bir çocukla ilgilenmeye hiç niyeti yoktu ama Sally'nin beklediğini görünce "Evet, ne istiyorsun söyle bakalım" dedi. "Biraz acele et, gördüğün gibi beyefendiyle ilgileniyorum" diyerek yanındaki şık giyimli adamı gösterdi. Sally "Kardeşim" dedi. Sessizce yutkunduktan sonra devam etti: "Kardeşim çok hasta, bir mucize almak istiyorum." Eczacı Sally'e bakarak "Anlayamadım" dedi. "Şeyy, babam 'Onu ancak bir mucize kurtarabilir' dedi, bir mucize kaç paradır, bayım?" Eczacı Sally'e sevgi ve acımayla baktı bu kez: "Üzgünüm küçük kız, biz burada mucize satmıyoruz, sana yardımcı olamayacağım" dedi. Sally o kadar kolay vazgeçmek istemedi. Eczacının gözlerinin içine bakarak "Karşılığını ödemek için param var benim, bana yalnızca fiyatını söylemeniz yeterli" dedi. Bu arada Sally ve eczacının yanında bekleyen iyi giyimli bey Sally'e dönerek "Ne tür bir mucize gerekiyor kardeşin için küçük hanım? diye sordu. "Bilmiyorum" dedi Sally. Sonra gözlerinden aşağı süzülen yaşlara aldırmaksızın devam etti: "Tek bildiğim, o çok hasta ve annem ameliyat olmazsa kurtulamayacağını söyledi ve ailemin de ameliyat için ödeyebilecekleri paraları yok. Ama babam 'Onu ancak bir mucize kurtarabilir' deyince ben de paramı alıp buraya geldim." "Ne kadar paran var?" diye sordu iyi giyimli adam. "Bir dolar ve onbir sent" dedi Sally. "Ve dünyadaki tüm param bu!" "Bu iyi bir şans, küçük kardeşini kurtarmak için gerekli olan mucize için yeterli bu para" dedi, iyi giyimli adam. Adam bir eline parayı aldı, öteki eliyle de Sally'nin elini tutarak "Beni yaşadığın yere götürür müsün lütfen?" diye sordu. "Küçük kardeşini ve aileni tanımak istiyorum" dedi. İyi giyimli adam Dr. Carlton Armstrong'du ve George için gerekli olan ameliyatı yapabilecek tanınmış bir cerrahtı. Ameliyat başarıyla sonuçlanmış ve aile hiçbir ödeme yapmamıştı. Hep birlikte mutluluk içinde evlerine döndükleri zaman hâlâ yaşadıkları olayların etkisinden kurtulamamışlardı. Anne "Hâlâ inanamıyorum. Bu ameliyat bir mucize! Doğrusu maliyeti ne kadardır merak ediyorum" dedi. Sally kendi kendine gülümsedi. O bir mucizenin kaça mal olduğunu çok iyi biliyordu. Tam tamına bir dolar ve onbir sent!...
En
olmayacak yerde Bugün zamanı geldi, artık yaşadıklarımı ; hüzünler ve acılarla dolu hikayemi sizlerle paylaşmalıyım, Şu anda hapishanedeyim. Geriye dönüp baktığımda, yaşadıklarım bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyor. Çocukluk günlerimi hatırlıyorum. Tüm diğer çocuklar gibi; beklentilerim, büyük hayallerim, ulaşmak istediğim emellerim vardı. Bana çocukluğumun normal geçtiğini söylemekteler, herkes değişik düşünebiliyor bu konuda. Bana göre tüm her şey, ailemin iş değişikliği nedeniyle ; hayallerimi süsleyen, kasabamdan ayrılıp ; ilk gördüğüm an mutsuz olacağımı hissettiğim yeni şehre gelmemizle başladı .8 yaşında idim. Hayatımdaki her şey adeta birden bire değişmişti. Ansızın kendi küçük dünyamdaki her şeyden koparılmıştım. Karşılaştığım hüzünler, bir süre sonra etkisini göstermişti. Kekelemeye başlamış, ağzımı bile zor açmaktaydım. İçime kapanmıştım. Kendime güvenimi kaybetmiştim. Çaresizdim ; çünkü bana yol gösterecek, rehberlik edecek kimsem yoktu. Öyle ki ; 17 yaşındayken fark edilmek, yaşadığımı hissettirmek için birkaç kez yapmacık intiharlara kalkıştım. İlerleyen zamanlarda, hayatıma yeni bir şey girmişti. Uyuşturucu kullanmaya başlamıştım. Problemlerimin çözümünde uyuşturucunun, bana yardımcı olacağını düşünüyordum. Hayata ve insanlara karşı hiçbir sorumluluk duygum kalmamıştı .Sadece kendime kötülük yapmakla kalmıyor ; çevremdekileri de incitmeye başlamıştım. Başka insanları, kendi amaçlarım için kullanıyor, kimseye saygı göstermiyor ve kimse için kendimi alçaltmak istemiyordum.Bu böyle yıllarca devam etti. Kötülüklerle çevrili cehennem misali kararmış dünyamdan, beni bu karanlığa iten kötü alışkanlıklardan kurtulmayı, huzura kavuşmayı çok istedim. Bunun için kendimle çok mücadele ettim. Şu an 33 yaşındayım ve ikinci kez hapishanedeyim. Demir parmaklıklarla örülü, bu kahrolası yerde bulunma nedenim yine kötü alışkanlıklarım. Bir akşam, hapishanede yapılan anons dikkatimi çekti. Anonsta ; M_Maus grubunun geldiğini ve isteyenlerin onlarla sohbet edebileceğini söylediler ,,, Vakit geçirmek , zaman doldurmak amacı ile onlarla konuşmak istediğimi bildirdim. İnanamıyordum, insanları incitmiş, kırmış bizim gibi suçlularla beraber olmayı, konuşmayı isteyen kişilerin olduğuna inanamıyordum. M_Maus grubuyla birlikte Kutsal Kitaptan bölümler, ayetler okumaya başladık.Çok önceleri İncil' i elime bir kez almıştım ; ancak ne işe yaradığını bilmiyordum. O akşam toplantıdaki birisi bana ; Kutsal Kitapla ilgili ne düşündüğümü sorduğunda, nasıl cevap vereceğimi bilemiyordum, Tanrı'nın kutsal sevgi sözleri ile dolu olan bu kitap beni çok uzak dünyalara götürmüştü. Öyle ki ; toplantıda konuşulanları bile duyamamış, hatta acılarımı, tüm sorunlarımı unutmuştum. Sanki ; çok yükseklerde, bulutların arasında kaybolmuştum. O gece çok uzun süre Kutsal Kitabı okudum. Bugün ; yaşantımın vazgeçilmezi olan Kutsal Kitaptan ayrı kalmayı düşünemiyorum.Rab İsa'ya teşekkür ediyorum. Çünkü ; bana verdiği kuvvet sayesinde, kendi günahlarımın farkına vardım. Çok yakın zamanda affedilmem için Rabbin huzuruna çıkıp, günah çıkaracağım. Rab 'bin huzuruna alçakgönüllü bir günahkar olarak çıkmak, yaptığım tüm günahlarımı ona itiraf etmek istiyorum.Geçmişte kalan, nefret ettiğim, olumsuzluklarla dolu hayatı geride bırakıp, ömrümün kalan kısmını Rab' bin ellerine bırakmak istiyorum. Çünkü ; Rab İsa ve onun sevgisi olmadan hayatımın bir anlamı olmayacak. Bunu çok iyi biliyorum.Tanrı'nın beni yönlendirmesini, maddesel bu dünyadan, yanlışlarla dolu hayatımdan kurtarmasını ve yarınlarımın daha güzel olmasını arzu ediyorum.Biliyorum ki ; Tanrı benim ışığım ve kurtuluşum. Rab İsa sadece benim değil , O’nun Tanrının oğlu Mesih İsa olduğuna inanan herkesin kurtuluşu. Kötülüklerle, şeytanın tuzaklarıyla dolu,Tanrı'nın varlığını bilmek istemeyen bu dünyada ; Rab İsa sayesinde kendimi güvende hissediyorum. Tanrı'ya teşekkür ediyorum. Benim gözümü açtığı ve yarınlara tekrar ümit ile bakmama yardım ettiği için. Son olarak söylemek istediğim ; Tanrı ile beraber gidin, kendinizi O'na bırakın, O sizi yönlendirsin. Çünkü; bizim için en iyi olanı bir tek O biliyor. BENİ, OLDUĞUN GİBİ SEV !Mesih İsa’nın cesaret verici sözleri, senin için.Senin sefilliğini,içindeki savaşı, ruhunun sıkıntısını ve senin bütün zayıf taraflarını tanıyorum. Günahlarını ve sadakatsizliğini bilmeme rağmen sana gene de söylüyorum. Bana kalbini ver, ve beni olduğun gibi sev. Eğer sevgini vermek için, önce bir Melek olmayı beklersen, beni hiç bir zaman sevmeyeceksin. Eğer görevlerini yerine getirmekte sadık olamıyorsan, tekrarlamayı istemediğin günahlarını tekrarlıyorsan da, beni sevmemen için sana izin vermiyorum. Beni olduğun gibi sev! Nerede ve hangi halde olursan ol, bitkinde olsan, kaybetmişte olsan, vaatlerine sadık kalmamışta olsan, beni olduğun gibi sev ! Ben senin yaralı kalbinin sevgisini istiyorum. Mükemmel ve kusursuz olmayı beklersen, beni asla sevemeyeceksin !Her kum tanesinden bir serap yapamazmıyım? parlayan, berrak, saf ve sevgi dolu ? Yoksa ben her şeye kadir olan Tanrı değilmiyim? Yarattığım bütün varlıkları cennette bırakıyor ve senin o aciz sevgini tercih ediyorum. Sevgimin yöneticisi ben değilmiyim? Çocuğum, bırak seni seveyim. Ben senin kalbini istiyorum. Tabii ki bir gün seni değiştireceğim, ama bugün seni olduğun gibi seviyorum ve senin de beni olduğun gibi sevmeni arzu ediyorum.Ruh’unun en derin ve karanlık yerlerindeki perişanlığının ve eksiklerinin, sevgi olarak yükseldiğini görmek istiyorum.Senin zayıf taraflarını ve tüm Perişan olanların da zayıf taraflarını seviyorum. Ve Perişan olanların, hiç durmadan< Mesih İsa seni seviyorum diye söylemelerini istiyorum.Sadece ve sadece, kalbinin şarkılarını inlemek istiyorum.Ben senin faziletlerini ve bilmişliğini istemiyorum.Benim için bir tek şey önemli, seni içtenlikle çalışır görmek.Benim arzu ettiğim senin Kabiliyetlerin değil. Sana başka birçok kabiliyet verebilirdim, fakat bunlar seni bencilleştirebilir ve sevgini katılaştırabilirlerdi.Ben sana daha büyük görevlerde verebilirdim, ama hayır, sen o zaman hiç bir işe yaramayan bir uşak olabilirdin ve ben de senin elinde kalmış azıcık şeyi bile alırdım. Çünkü ben seni bir tek ‘SEVGİ’ için yarattım.Bugün, Ben bir dilenci gibi senin kalbinin kapısında duruyorum. Ben, Kralların Kralı! Kapıyı çalıyor ve bekliyorum ! Bana kapıyı açmak için acele et !Kendini zavallılığa bırakma. Sefilliğini tamamen tanımış olsaydın acılarından ölürdün. Benim sana olan sevgimden şüphe ettiğini görmek, senin bana olan inancının eksildiğini görmek, benim kalbimi yaralıyor.Faziletli olmamana önem verme. Ben sana benim faziletimi vereceğim. Acı çektiğin anlarda sana kuvvet vereceğim. Eğer, sen bana, senin sevgini hediye edersen, bende sana sevmeyi anlayabilmen için, rüyalarında bile göremeyeceğin kadar sevgi vereceğim. Beni, olduğun gibi sevmeyi düşün.Ben, sana hatta Annemi bile verdim. Her şeyi, evet her şeyini, O’nun temiz Kalbi ile ve onun yardımı ile bile aklayabilirsin. Ne olursa olsun, kendini sevgiye adamak için, sakın Kutsal olmayı bekleme. Beklersen beni asla sevemeyeceksin.Ve şimdi git!İyi bilinen bir konuşmacı, seminerine 20 dolarlık bir banknotu göstererek başladı. 200 kişinin bulunduğu odaya, bu parayı kim ister diye sordu ve eller kalkmaya başladı ve konuşmacı bu parayı sizlerden birine vereceğim fakat öncelikle bazı şeyler yapacağım dedi. Parayı önce buruşturdu, ve dinleyicilere hala bu parayı isteyen var mı diye sordu, eller yine havadaydı.
Bu sefer,
konuşmacı peki bunu yaparsam dedi ve $ 20 i yere attı onun üstüne bastı,
ezdi, pisletti ve para şimdi pis ve buruşuktu, fakat eller yine havadaydı ve
o parayı herkes istiyordu.
Ve konuşmacı
şöyle dedi arkadaşlarım burada çok önemli bir şey öğrendiniz, burada paraya
ne yaptıysam hiç önemli değil onu yinede istiyorsunuz, çünkü benim ona
yaptığım şeyler onun değerini düşürmedi, o hala 20 dolar.
Seni sevenler senin ne kadar değerli olduğunu her zaman bileceklerdir, hayatımızın değeri ne yaptığımız, veya kimi tanıdığımızla değil kim olduğumuzla alakalıdır. Sen mükemmelsin, bunu asla unutma. Her zaman elinde olanları düşün olmayanları değil...... |